25 Haziran 2014 Çarşamba

THE GODFATHER


The Godfather sanırım herkesin bildiği bir efsane. Bugün ben The Godfather'a kendi bakış açımı katacağım ve filmden edindiğim izlenimleri anlatacağım.

Film bilindiği gibi Amerika'daki bir İtalyan mafta ailesinin hikayesini anlatıyor. Don Vito Corleone filmin asıl unsurlarının başında geliyor ve bu efsanevi karakteri Marlon Brando canlandırıyor ve adeta devleşiyor.

İlk söylemek istediğim spoiler falan tanımayacağım gerçeği. Ben alabildiğine bu filmleri, bu hayat stilini anlatacağım. Eğer hala Godfather serisini izlememiş biri varsa yazının bundan sonrasını okumasını tavsiye etmem, aslında tek tavsiyem filmin başına gitmesi olur.

İtalyan kültürünün ve Türk kültürünün aslında birbirine benzediğini söyleseler bile sadece bu filmden yola çıkarak iki kültürün alakası olmadığını söyleyebilirim. Türkiyedeki kabadayı tiplemelerini düşünün, bir Polat Alemdar faciasını düşünün ya da Deli Yürek denilen o eski diziyi. Dünyada ve Türkiye'de bütün bu mafya kavramının temsilcisi olan her yapım bir şekilde The Godfather'dan bir şeyler içerir ama yine de ironiktir ki hiçbiri onun yarısı kadar gösterişli veya azametli görünemez. Kadınıyla dans etmekten çekinmeyen, hayvanlara bile sevgi duyan bir mafya babası fikri bize ne uzak olsa da Godfather tamda böyle filmdir.

Filmdir derken şunları söylemem gerek ki, bu film aslında Mario Puzo'nun aynı adlı kitabından esinlenilerek çekilmiştir. Ve kitabının üstüne çıkan o çok nadir efsanevi filmlerdendir. Bunu da hiç şüphesizdir ki Marlon Brando ve Al Pacino gibi isimlere borçludur.

Godfather bir düğünle başlar, Sicilya geleneklerine göre bir baba kızının düğününde kendisinden istenilen hiçbir şeyi geri çeviremez. Bu yüzdendir ki o gün herkes Don Vito Corleone'ye ulaşmak için sıraya girmiştir.

Bu sıraya girenlerden en çarpıcı olanı belki de o İtalyan levazımatçıdır. Bu adam Amerikaya sonradan göçmesine rağmen yasalara saygılı ve iyi bir vatandaş olmak için elinden geleni yapan biridir. Oysa Amerikan yasaları fakir bir göçmen yerine saygın bir Amerikan ailesine mensup, saygın Amerikalıları kayırıp, hak ettikleri halde cezalandırmayıp, adaleti sağlamamıştır. Ve dünyaya İtalya'dan yayılan mafya kavramından nefret eden bu adam, adaleti sağlaması için Don Corleone'ye gelmiştir. İşte bu noktada Godfather nedir? Neden vardır? Adaleti devlet sağlamazsa bu adaleti kimin sağlaması beklenir gibi sorular ve bu soruların çarpıcı cevapları ortaya çıkıyor ki bu da Corleone ailesinin asıl gücünü aldığı mekanizma.

Çünkü onlar sadece para karşılığı çalışan serseriler, gangsterler değil. Onlar ailelerini korumak için -özelde Corleone ailesini, genelde İtalyanları- zirvede kalmaya çalışan geleneksel bir güç. Hem de öyle bir güç ki devletin kendisi buna göz yumuyor ve senatörler onlardan randevu almaya çalışıyor. Bu güç ve kontrolün içinde Corleone ailesine tehdit olabilecek tek unsur diğer İtalyan ailelerinden başkası değil.

 Hikayenin çatısı böyle kurulsa da bu filmin asıl konusu bir tek adamdır o da elbette Michael Corleone'dir. En başta konuyla tamamen alakasız görünsede abisi Sonny'nin ölümüyle beraber birden bire sıradaki Don'un kendisi olacağı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalır.

Diğer aileler uyuşturucu işine girmek isterken Don Vito Corleone aile şerefinin masum insanları zehirlemeyi kaldıramayacağını söyleyerek bu işi reddeder ama geleceği uyuşturucuda gören diğer aileler, Vito Corleone'yi öldürmeye çalışarak, uyuşturucu işinde işbirliği sağlamayı umarlar.

İşte burada Michael'in dramı başlar çünkü o aile işleriyle en ufak alakası olmayan iyi bir Amerikan vatandaşı olmak istemektedir. Ömrünü Amerikan ordusunda askerlikle geçirmiş ve şiddeti zerre anlamayacak Amerikalı, öğretmen bir kadına aşık olmuştur. Bir gün noel zamanı sevgilisiyle ağaç süsü ve hediye bakarken gazetede babasının vurulduğunu görür ve kim olduğu gerçeğinden daha fazla kaçamayacağını anlar.

Babasının eski gücünü kaybedip emekli olmak istemesi ve Sonny'nin kurşunlanarak öldürülmesi Michael'ın hayatını sonsuza kadar değiştirir. İşleri eline almak zorunda kalan Michael artık sonsuza kadar değişmiştir. Sevgilisinden yani onun için umutlu ve mutlu bir hayatı temsil eden herşeyden ayrılır ve çok geçmeden de ailesine musallat olan bir polis memurunu vurduğu için Sicilya'ya kaçmak zorunda kalır.

Bütün bunlar aynı film içinde gösterilse de aslında kendisi ayrı bir kitaptır. Michael'ın Sicilya'daki hikayesi Mario Puzo'nun yazdığı Sicilyalı adlı kitapta işlenmiştir. Burada hayatını değiştirdiğinin kesin kanıtlarından birini daha gerçekleştirir ve Sicilyalı bir kızla evlenir ama ailesinin düşmanları onu burada da rahat bırakmaz ve arabasına koyulan bir bombayla Michael'in hamile olan karısı feci şekilde öldürülür.

Bu Michael'ın hayatındaki dönüm noktalarından biri olur ve karısının ve doğmamış çocuğunun intikamını alır. Bu sırada Amerika'da sular durulmuş, Corleone ailesine yakın gazetecilerle birlikte öldürülen polis karalanmış ve Amerikan halkı çoktan sakinleştirilmiştir. Michael Amerika'ya döndüğü gibi ilk iş olarak ilk aşkı ve tek sevgilisi Kay'i bulur ve ona evlenme teklif eder. Bu belki de Michael'ın eskiden olduğu kişiye tutunmak için son umududur ama ne yazık ki bunların hiçbiri Micheal'ın ruhunu kurtarmaya yetmez.

Filmde bir sürü can alıcı sahne olsa da bu sahnelerin en başında infaz ve vaftiz sahneleri gelir. Michael kızkardeşinin bebeğinin vaftiz babası olurken ve şeytanı reddettiğini söylerken aynı anda bütün diğer ailelerin katliam emri verilmiştir ve ailesinin zarar görmeden yaşayacağı sözü karşısında bir adam intihar ettirilmiştir.

Bütün bu kan, dehşet ve kesin olarak kazanılmış zaferin içinde Michael şeytanın ta kendisi olmuşken pedere şeytanı reddettiğini söylemesi sonsuz bir ironidir.

Michael'ın katliamları bunlarla da sınırlı kalmayacaktır, Sonny'nin ölümden sorumlu olan eniştesini de gözünü kırpmadan boğduran Michael kızkardeşinin haykırışları ve hakaretlerine soğukkanlılıkla göğüs gerer.

İşte filmin son sahnesi artık bildiğimiz Michael'ın da belki de son sahnesidir. Karısı Michael'a bu doğru mu diye sorduğunda tek bir kası bile oynamadan, gözlerine baka baka hayır der. Doğru değil. Bir kadın ancak bu kadar çaresiz olabilir, sevdiğimiz insanlara sürekli inanmamızın ve sürekli şans vermeye devam edişimizin belki de en tehlikeli örneklerinden bu.

Kay ikisinin de bir içkiye ihtiyacı olduğunu söyleyerek dışarı çıkar ve o sırada Michael'ın yanına ailenin diğer adamları gelir. Ve Don Corleone diyerek Michael'ın elini öpmeye başlarlar. Öyle can alıcı, öyle korkunç bir sahnedir ki, o sahne Amerikan askeri olan, noel süsü bakan genç, tasasız ve şerefli Michael'ın ölümüdür. Kay'in yüzüne kapanan o kapı kaybedilmişliğin, birini kesin olarak kaybetmenin kendisidir ve Kay'la birlikle bunun ağırlığını saatlerce hissetmeye devam edersiniz.

The Godfather mutlaka izlenmesi gerekenler listesinde başı çekecek ama bir listenin sıradan bir üyesi olamayacak kadar da özel bir film. Bu film sıradan bir adamın nasıl bir canavara dönüştüğünün hikayesidir. Diğer filmler içinde ayrı ayrı yorum yapacağım ama aslında bütün bunların özeti budur.

Herkese keyifli seyirler...





2 yorum:

  1. çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık

    YanıtlaSil
  2. Film çok iyi tarif edilmiş ellerinize sağlık. Godfather severlere buradan selamlarımı yolluyorum.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...